"Yeni Türkiye" Lübnan'da Osmanlı İmparatorluğu'nun Tarihsel Yanılgısını Tekrar Mı Ediyor?

Beyrut'un kalbindeki Necme Meydanı'nda bulunan, Sultan II. Abdülhamid'in hediyesi ve Lübnan'daki siyasi dönüşümlerin tarihsel tanığı olan Hamidiye Saat Kulesi. Tarihin Lübnan bağlamında sunduğu en temel çıkarımlardan biri, bu küçük coğrafyanın dış güçlerin kaynaklarını kendi çıkarlarına entegre edip ardından onlara sırt çevirme konusunda usta olan yerel elitlerin sosyopolitik sahnesi olduğudur. Günümüzde, "Yeni Türkiye'nin" artan bölgesel rolü ve Arap Levant'ında tarihsel hegemonyasını yeniden tesis etme çabaları ekseninde temel bir sorunsal gündeme gelmektedir: Ankara, Osmanlı padişahlarının düştüğü tarihsel tuzağa yeniden mi düşmektedir? "Satın alınamayan ancak kiralanabilen" Lübnan sadakatinin doğasını yanlış mı okumaktadır? Bu tabloyu anlamlandırabilmek için, mevcut Türk stratejisini İmparatorluğun tarihsel yanılgısıyla karşılaştırmalı olarak analiz etmek gerekmektedir:

1. Lübnan'daki Tarihsel "Osmanlı Yanılgısı" Neydi? Osmanlı İmparatorluğu'nun Lübnan'da güç kaybetmesinin yegâne nedeni askeri zafiyetler değildi; asıl neden, Lübnan elitlerinin doğasının yanlış değerlendirilmesiydi. Feodal Sadakat İllüzyonu: Osmanlılar, geleneksel liderlerin imtiyazlarını tatmin etmenin, sadakati garanti altına alacağına inanarak yerel derebeyleri aracılığıyla unvanlar dağıttı ve vergi topladı. Stratejik İhanet: Bu elitler, Osmanlı'dan iktidar devşirirken gizlice Fransız ve İngiliz konsolosluklarına kapılarını açtılar. İmparatorluk zayıfladığında, Osmanlı fesini çıkarıp Fransız mandası şapkasını giyen ilk kesim yine onlar oldu. Temel hata, kendi servetlerini korumak dışında vizyonu olmayan liderlere yatırım yapılmasıydı.

2. "Yeni Türkiye" ve Yumuşak Güç Türkiye bugün Lübnan'a askeri birlikler göndermek yerine "Yumuşak Gücü" (Soft Power) kullanmaktadır. Ankara, bölgesel güçlerin bıraktığı siyasi boşluktan yararlanarak nüfuzunu marjinalleştirilmiş Sünni bölgelerde yoğunlaştırmaktadır. TİKA ve kültürel merkezler aracılığıyla tıbbi yardımlar sağlanmakta, eğitim bursları verilmekte ve Osmanlı dönemi eserleri restore edilerek kültürel bir taban inşa edilmeye çalışılmaktadır.

3. Tuzak Nerede Gizli ve Hata Nasıl Tekerrür Edebilir? Türk dış politika yapıcıları, bu yardımların kendisine stratejik müttefikler yaratacağını varsayarsa, Osmanlı'nın hatalarını yeniden üretme yolunda ilerliyor demektir: Fırsatçı Elitlere Yatırım: Lübnan siyaseti mezhepçi bir "siyasi kartel" tarafından yönetilmektedir. Türkiye, geleneksel politikacılarla ittifaklar kurmaya çalışırsa, bu aktörler Türkiye'nin desteğini yalnızca iç siyasette güçlenmek için kullanacak; Batı veya Körfez ile ilk çıkar kesişmesinde Ankara'yı terk edeceklerdir. Mezhepsel Kutuplaşma Tuzağı: Türkiye, Lübnan denklemine yalnızca "Sünni Hâmisi" sıfatıyla dâhil olursa, kendisini doğrudan İran ve Körfez nüfuzuyla yıpratıcı bir rekabet içinde bulacak ve sıradan bir mezhepsel aktöre dönüşecektir. Genel Değerlendirme: Kim Kimi Yanıltıyor? Lübnanlı politikacılar, dış güçleri "Lübnan'daki temsilcileri" olduklarına ikna etme konusunda benzersiz bir kapasiteye sahiptir. Oysa gerçekte dış güçleri yalnızca iç dengeleri manipüle etmek için kullanırlar.

Eğer Türkiye sadece "kullanılıp atılan" bir finansör olmak istemiyorsa, Lübnan'ın anahtarının fırsatçı mezhepçi liderlerin ceplerinden geçmediğini idrak etmelidir. Dış kaynak ithal etmede usta, ancak destekçilerine hayal kırıklığı ihraç eden geleneksel figürlere bel bağlamak yerine, Türkiye oyunun kurallarını değiştirmelidir. Ankara; siyasi, sosyal ve ekonomik altyapısı sağlam, gerçek Türkmen kurumlarının inşasında ve güçlendirilmesinde aktif rol oynamalıdır. Bu kurumlar, ağırlıklarıyla kendilerini kabul ettirebilmeli ve Lübnan'daki "karar alma masasında" temel bir ortak olarak oturabilmelidir. Böylece Türkiye, manipüle edilebilir geçici figürler yerine, siyaset sahnesinde göz ardı edilemeyecek güvenilir ve kurumsal bir stratejik müttefik kazanmış olacaktır.